Ali DİNÇER

Ali DİNÇER

HZ. ŞEMUYEL

17 Mayıs 2020 - 14:05

Şemûyel Aleyhisselâmın Soyu

Şemûyel b. Bali b. Alkama b. Yerham b. Yehu b. Tehu b. Savf'dır. Şemuyel Aleyhisselâm İsrail oğullarından ve Hârûn Aleyhisselâmın zürriyetindendi. Şemuyel Aleyhisselâmın annesi Hanne olup Lâvi b. Yâkub Aleyhisselâmın Hanedanına mensuptu.

 Şemuyel Aleyhisselâmın Doğuşu, Peygamber Oluşu Ve Bazı Faziletleri
 
İsrail oğulları bid'atları çoğaltıp günahlarını büyüttükleri zaman Allah'a vermiş oldukları sözü terk ettiler. Yüce Allah da Gazze, Askalan ve Kral idaresi altında bulunan ve Mısırla Filistin arasındaki sahillerde oturan Amâlika kavmini onlara musallat etti. İsrail oğullarının yurtları çiğnendi, erkekleri öldürüldü. Pek çok çocukları esir edildi. Esirler arasında kralların oğullarından 440 çocuk ta bulunuyordu. İsrail oğulları her yıl Amâlika hükümetine Cizye ödemek zorunda kaldılar. İsrail oğullarının Kutsal kitapları olan Tevratları ellerinden alındı. Düşmanlarıyla karşılaştıkça sayesinde yardıma kavuştukları ve içinde Mûsâ ve Hârûn Aleyhisselâm Hanedanlarından kalan bir takım Mukaddes Emânetler bulunan Tâbûtussekîneleri de Âmâlikların eline geçti. İsrail oğulları; düşmanlarıyla savaşırken yanlarında bulunacak bir Peygamber göndermesini Allah’tan dilemeğe başladılar. Lavi b. Yâkub Aleyhisselâma dayanan Nübüvvet Hanedanından ancak hâ­mile bir kadın kalmıştı. İsrail oğulları içinde iki Hanedan vardı ki biri Nübüvvet (Peygamberlik) Hane­danı diğeri de Hükümdarlık Hanedanı idi. Nübüvvet Hanedanı: Lavi b.Yâkub Aleyhisselâma dayanan Hanedan olup Mûsâ ve Hârûn Aleyhisselâmlar, onlardandı. Hükümdarlık Hanedanı da Yehûza b. Yâkub Aleyhisselâma dayanan Hânedândı ki, Dâvud ve Süleyman Aleyhisselâmlar da onlardandı. İsrail oğulları; Lâvi b. Yâkub Aleyhisselâm Hanedanına mensub olan hâmile ka­dının bir oğlan çocuğu doğurması hakkında gösterdikleri arzuya bakıp kız do­ğurduğu takdirde onu bir oğlanla değiştirmesinden korkarak kendisini bir ev­de gözaltında tuttular. Kadın ise kendisine bir oğlan çocuğu ihsan etmesi için Allâh’a yalvarıp dur­makta idi. Oğlan doğunca: "Allah duamı kabul etti." dedi ve ona Şem'un veya Şemuyel ya da İşmuyel adını verdi.
 
Şem'un Aleyhisselâm, büyüdü. Annesi onu Tevrat öğrensin diye Beytülmakdis'e teslim etti. Beytülmakdis bilginlerinden Salih bir zat olan Şeyh, onu yetiştirmeyi üzerine aldı ve oğul edindi. Şemuyel Aleyhisselâm erginlik çağına basıp onu Yüce Allah İsrail oğullarına Peygamber olarak göndereceği zaman Cebrail Aleyhisselâm onun yanına vardı. Şemuyel Aleyhisselâm o sırada Şeyh Babasının yanında uyumakta idi ve Şeyh Babasından başka hiç kimseye güvenmezdi. Cebrail Aleyhisselâm da ona Şeyh Babasının sesiyle: "Ey Şemuyel!" diyerek seslendi. Şemuyel Aleyhisselâm korku ve telaşla döşeğinden fırlayıp Şeyhin yanına vardı ve: "Ey Babacığım! Beni Sen mi çağırdın?" diye sordu. Şeyh Baba: "Hayır! Seni ben çağırmadım!" deyip onu korkutmak istemedi ve: "Ey Yavrucuğum! Dön de döşeğinde uyu!" dedi. Şemuyel Aleyhisselâm döşeğinde dönüp uyudu. Cebrail Aleyhisselâm ikinci kez gelip Şemuyel Aleyhisselâma aynı şekilde seslendi. Şemuyel Aleyhisselâm da yine aynı korku ve telaşla yerinden fırlayıp Şeyh'in yanına vardı ve: "Ey Babacığım! Beni Sen mi çağırdın?" diye sordu. Şeyh Baba: "Haydi dön de döşeğinde uyu! Ben seni üçüncü kere çağırırsam bana cevap verme aldırış etme!" dedi. Cebrail Aleyhisselâm üçüncü gelişinde Şemuyel Aleyhisselâma görünüp: "Kavminin yanına git! Onlara Rabbin tarafından Elçilikle görevlendirildiğini tebliğ et! Çünkü Allah; onların içinden seni Peygamber olarak göndermiş bulunuyor." dedi. Şemuyel Aleyhisselâm İsrail oğullarının yanına varıp Allah tarafından kendi­lerine Peygamber olarak gönderildiğini söylediği zaman onu yalanladılar ve: "Sen Peygamberliğe özenmekle acele ettin! Biz senin sözüne önem vermeyiz. Eğer doğru söylüyorsan Peygamberliğine bir delil ve alâmet olmak üzere bize bir hükümdar gönder (tayin et) de Allah yolunda savaşalım." dediler. O da onlara: "Ya üzerinize bir muharebe farz kılınıp ta savaşı tutmayıverirseniz?" dedi. Onlar: "Biz Allah yolunda ne diye savaşmayalım? Hem yurtlarımızdan çıkarıldık hem evlatlarımızdan mahrum olduk Hem de Cizyeye mahkûm edildik!" dediler. İsrail oğullarının işlerinin kıvamı kendilerinin ancak bir hükümdarın başkanlı­ğı altında toplanmalarına ve hükümdarın da Peygamberi dinlemesine bağlı idi. Hükümdar orduyu sevk ve idare eder, düşmanla savaşırdı. Peygamber de hükümdarın işini yoluna koyar ona doğru yolu gösterir ve Yüce Allâh'tan telakkî eylediği haberleri getirirdi. Şemuyel Aleyhisselâm; İsrail oğullarından itâat, cemâat ve cihad hakkında ke­sin söz aldığı zaman onlara bir hükümdar göndermesi için Yüce Allâh’a dua etti. Kendisine bir Asa bir de içinde başa sürülen yağ bulunan bir boynuz verildi. "İçinde başa sürülecek yağ bulunan boynuza bak! Boynuzdaki yağ kaynamağa başlarsa yanına girecek olan o adam İsrail oğul­larının hükümdarıdır. Yanına girdiği zaman yağdan onun başına sür ve kendisi­ni İsrail oğullarına hükümdar yap!" denildi. Şemuyel Aleyhisselâm İsrail oğullarına: "İşte Sahibinizin boyunun uzunluğu bu Asanın uzunluğu kadar olacaktır!" dedi. Bunun üzerine İsrail oğulları hemen kendi boylarını o Asa ile ölçtülerse de hiç birinin Asa kadar uzun boylu olmadığı görüldü.
 
Bünyamin b. Yâkub b. İshak b. İbrahim Aleyhisselâm soyundan gelen Merkebinin üzerinde su satan Tâlût, Merkebini gayb edince yollarda onu aramağa çıkmıştı. Tâlût'la uşağı köylerinden çıkıp geceye kadar Merkeplerini aradılarsa da bulamadılar. Aramağa devam ederek İsrail oğullarının şehrine girdiler. Çok ta acıktılar. Şemuyel Aleyhisselâmın evine rastladılar. Düşkünler, muhtaçlar ona sığı­nırlardı. Tâlût'un uşağı: "Keşke şu Peygamberin yanına girip Merkebin işini ona bir sorsaydık her halde o bize bir yol gösterir ve bu hususta bize hayır dua ederdi" dedi. Tâlût: "Olur!" dedi. Şemuyel Aleyhisselâmın yanına girdiler ve Merkebin yittiğini ona haber verdiler. Boynuzundaki yağ kaynayıp taşmağa başlayınca Şemuyel Aleyhisselâm kalkıp sekiz arşın uzunluğundaki Asayı Tâlût'un boyuna ölçtü. Uzunluğu tam geldi. Ona: "Başını bana yaklaştır!" dedi. Yağ boynuzunu alıp onun başına Mukaddes yağı sürdü. "Ey Merkep arayıcısı! Bu aradığın şeyden senin için daha hayırlıdır! Sen İsrail oğullarının hükümdarısın! Seni İsrail oğullarına hükümdar yapmamı bana Rabbim emretmiştir." dedi. Tâlût: "Demek ben İsrail oğullarına hükümdar olacağım hâ!" dedi. Şemuyel Aleyhisselâm: "Evet!" dedi. Tâlût: "Sen benim kabilemin İsrail oğulları Hanedanları içinde en aşağı seviyede bulunduğunu bilmiyor musun?" diye sordu. Şemuyel Aleyhisselâm: "Evet Biliyorum" dedi. Tâlût: "Sen benim Ev halkımın İsrail oğulları ev halkları içinde en aşağı seviyede bulunduğunu bilmiyor musun?" diye sordu.” Şemuyel Aleyhisselâm: "Biliyorum!" dedi. Tâlût: "Pek âlâ! Hükümdarlığıma hangi şey delil olacak?" diye sordu. Şemuyel Aleyhisselâm: "Senin hükümdarlığına delil, döndüğünde Merkebi babanın bulmuş olması­dır!" dedi. Şemuyel Aleyhisselâm İsrail oğullarına: "Gerçekten Allah, size hükümdar olarak Tâlûtu göndermiştir." dedi. İsrail oğulları: "Biz onu bulamadık!" dediler. Şemuyel Aleyhisselâm: "O Merkeplerin sahibidir!" dedi. İsrail oğulları: "Nerededir o?" dediler ve aramağa gittiler. Bulup boyunu ölçtüler ve ölçüye uygun buldular. Ona: "Sen hangi kabiledensin?" diye sordular. Tâlût onlara, kabilesini haber verince kaçtılar onu istemediler. İsrail oğullarının büyükleri Şemuyel Aleyhiselâmın yanına varıp: "Tâlût'un bize hükümdarlık edecek ne hali var? Kendisi ne içlerinden Peygamber çıkan Peygamber Hânedânındandır ne de içlerinden hükümdar çıkan hükümdarlık Hânedânındandır! Sen de bilirsin ki: Hükümdarlık ve Peygamberlik Lavi Hanedanından ve Yehûza Hanedanından olur. O ne Lâvi ne Yehûza oğullarındandır. O ancak Bünyamin Hânedânındandır. Sen (onun Allah tarafından hüküm­dar tayin edildiğini söylemekle) şu âna kadar bundan daha büyük yalan söylemiş değilsin! Bizler kral hanedanına mensubuz. Biz hükümdarlığa ondan daha lâyık iken ve ona maldan da bir bolluk verilme­mişken nasıl olur da bizim başımızda hükümdarlık onun olabilir?" dediler. Peygamber: "Şüphesiz ki Allah onu sizin üstünüze beğenip seçmiştir. Ona bilgice vücutça da bir üstünlük vermiştir. Allah mülkünü kime dilerse ona verir. Allâh’ın rahmeti, ilmi her şeye yaygın ve lütfu keremi boldur. Gerçek Bilicidir." dedi. Tâlût'a; boyunun uzunluğundan dolayı Tâlût denilmişti. Omuzları ve başı halkın üzerinde görünürdü. Kendisi İsrail oğulları içinde vücutça en güçlü, kuvvetlisi olduğu gibi en gü­zel yüzlüsü idi de. Bilgide savaşa ait bilgilerde de herkesten üstündü. İsrail oğulları: "Yüce Allah’ın onu bizim üzerimize hükümdar yaptığını hangi alametle anla­yacağız?" dediler. Şemuyel Aleyhisselâm onlara; "Gerçekten onun hükümdarlığının açık alâmeti size o Tâbûtun gelmesi ola­caktır ki, içinde Rabbinizden bir Sekînet ve Mûsâ Hanedanıyla Hârûn Hanedanı­nın metrûkâtından bir bakıyye vardır. Melekler onu yüklenecek getireceklerdir. Elbette bunda size bir alâmet ve ibret vardır. Eğer iman etmiş kimselerseniz!" dedi. Bunun üzerine İsrail oğulları "Razı olduk!" dediler.
 
Tâbût'un Geri Gelişi Ve Tâlût'un Hükümdarlığının Gerçeklenişi
 
Âmâlıklar; İsrail oğullarını hezimete uğratmış, ellerinden Tâbût'u alıp Filis­tin kariyelerinden bir kariyeye, Ürdün'e götürmüşler içinde taptıkları put bulunan puthânedek en büyük putun ayağının altına koymuşlardı. Bu put Amâlikaların putlarının en büyüğü olup altından yapılmıştı. Böylece put, yukarıda Tâbut ta alta konulmuş bulunuyordu. Ertesi günü sabaha çıkılınca put altta Tâbut ise üstte durmakta idi. Hemen putu alttan alıp Tâbût'u alta putun ayaklarını da Tâbutun üzerine koydular. Fakat ertesi günü sabaha çıkınca putun eli ve ayakları kırılmış ve Tâbût'un altına atılmış bulundu! Birbirlerine: "İsrail oğullarının İlâhına hiç bir şeyin karşı koyamayacağını anladınız değil mi?" dediler. Tâbût'u puthâneden çıkarıp kariyelerinin bir köşesine koydular. Bu sefer oradaki halk ta boyun ağrısına tutuldular ve: "Bu da ne?" dediler. İsrail oğulları esirlerinden orada bulunan ve Peygamberlerin oğulları soyun­dan gelen bir kadın: "Bu Tâbut aranızda kaldıkça hoşlanmadığınız şeylerin başınıza geldiğini görür durursunuz! Onu kariyenizden çıkarınız!" dedi. Amalıkalar: "Sen yalan söylüyorsun!" dediler. Kadın: "Sözümün doğruluğuna alâmet hiç bir vakit sapana koşulmamış olan ve bu­zağıları da yanında bulunan iki inek getirirsiniz. Onları bir arabaya koştuktan sonra Tâbutu arabaya koyarsınız, Buzağıları geride bırakıp İnekleri sürersiniz. Onlar Tâbutu götürürler. Sizin arazinizden çıkıp İsrail oğullarının arazisine va­rınca boyunduruklarını kırarak dönüp buzağılarının yanına gelirler!" dedi. Amalıkalar böyle yaptılar. İnekler onların arazisinden çıkıp İsrail oğullarının arazisine varınca boyundu­ruklarını kırdılar. Arabayı ve arabanın üzerindeki Tâbutu İsrail oğullarının biçilmiş ekinlikleri için­de bırakarak buzağılarının yanına geldiler. Rivayete göre: inekler İsrail oğullarının biçilmiş ekinliklerine kadar dört Melek tarafından sürülüp götürülmüştü. Melekler Tâbût'u yüklenip halkın gözleri önünde yerle gök arasında Tâlût'un evine kadar taşıdılar. Onun hükümdarlığı böylece kararlaştı ve gerçekleşti.

 Kral Tâlût'un Câlût İle Çarpışmağa Gidişi

Yaşlı yaşlılığından, Hasta hastalığından, Âmâ âmâlığından, Özürlü de özründen dolayı olmadıkça hiç kimse geride kalmamak üzere Tâlût'un askerleriyle birlikte Beyt-i Makdis'ten çıkıp Câlût ile savaşmağa gitmesi Yüce Allah tarafından Şemuyel Aleyhisselâma emredildiği ve Tâbût'u da gör­dükleri zaman İsrail oğulları "Bize Tâbut gelmiş olunca o bu hususta hiç kuşkusuz yardım eder!" dedi­ler ve savaşmağa seğirttiler. Tâlût: "Binasını yapıp bitirmeyen bina yapıcısı adam Ticaretle uğraşan tüccar, Üzerinde borç bulunan adam, Nişanlanmış ve henüz evlenmemiş adam... bana gerekmez! Böyleleri benimle birlikte gitmesin! Bana kalbi her şeyden boşalmış ferah gençlerden başkası tâbi olmasın!" dedi. Bu şart üzere yâni: yaşlılar, hastalar, özürlüler ve sanatı icabı geri kalan­lar dışında hiç kimse geri kalmaksızın seksen bin kişi toplandı. Çok sıcak bir günde yola çıktılar. İsrail oğulları kendileriyle düşmanları arasında su azlığından şikâyet ettiler. "Biz susuzluğa dayanamayız! Bize bir ırmak akıtması için Yüce Allah'a dua et!" dediler. Şemuyel Aleyhiselâm Rabbine dua etti. Yüce Allah onlar için bir ırmak akıttı. Bu ırmak Filistin ırmağı yâhud Ürdün ya da Ürdünle Filistin arasın­daki tatlı sulu Edma yâhut Ürdün'deki Sehm ırmağı idi. Amalıkların hükümdarı Câlût; vücutça insanların en irisi en güçlü ve en ce­saretlisi olup askerlerinin önünde yürürdü. Adamları ancak onun düşmanını yenmesinden sonra yanında toplanırdı. İsrail oğulları Câlût'a ve ordusuna bakınca: "Bu gün bizim Câlûta ve ordusuna dayanacak gücümüz yoktur!" dediler. Tâlût, Şemuyel Aleyhisselâmın emriyle İsrail oğullarına: "Şüphesiz ki Allah sizi bir ırmakla imtihan edicidir. İşte kim ondan (kana kana) içerse benden değildir. Kim onu tatmazsa artık o bendendir. Eliyle bir avuç alanlar başka (onlara o kadarına müsâade var) dedi. Derken (ırmağa varır varmaz) içlerinden birazı müstesna olmak üzere ondan bol bol içtiler. Nihayet o (Tâlût) ve maiyetindeki Mü'minler vaktâ ki onu (ırmağı) geçtiler. (Beri yanda kalan ırmağı geçemeyenler): "Bu gün bizim Câlût'a ve ordusuna karşı (duracak) takatimiz yoktur!" dediler. Âhirette muhakkak Allâh’a kavuşacaklarını bilenler (ve itâatla ırmağı geçenler) ise: "Nice az bir cemâat daha çok cemaata Allâhın izniyle galebe etmiştir. Allah sabr (ve sebat) edenlerle beraberdir!" dediler. Onlar Câlût ile askerlerine karşı çıktıkları zaman: "Ey Rabbimiz! Üzerimize (yağmur gibi) sabır yağdır! Ayaklarımıza sebat ver! Bu kâfirler güruhuna karşı bize yardım et!" dediler. Tâlût'un askerlerinden pek çoğu Câlûtla karşılaşmaktan korktukları için ırmak­tan içtiler. Ancak su içmeyenler Tâlûtla birlikte ırmağı geçtiler. Irmağın suyundan avuçta değil de kanasıya içenler susadılar. Avuçları ile içenler ise suya kandılar ve susamadılar. Irmağı geçip Câlût ve onun ordusu ile çarpışanların sayısı Eshab-ı Bedr'in sa­yısı kadar üç yüz on küsurdu. Câlût ve askerleri; Tâlûtla ve askerleriyle karşılaşıp birbirleriyle çarpışma­ya hazırlandıkları zaman Câlût, Tâlût'a: "Benim kavmim ve senin kavmin ne için öldürülsün? Ya sen karşıma çık be­nimle çarpış! Ya da istediğin  kimse karşıma çıkıp benimle çarpışsın! Eğer ben seni öldürürsem senin mülk ve saltanatın benim olsun! Eğer sen beni öldürürsen benim mülk ve saltanatım senin olsun!" diye ha­ber gönderdi. Bu teklif Tâlût'a çok ağır geldi. Ordusunun içinde nida ettirerek "Kim Câlût'u öldürürse kızımı onunla evlendireceğim! Mülk ve saltanatımın ve servetimin yarısını kendisine bırakacağım! Mülkümde onun Mührünü de geçerli kılacağım!" dedi. Câlût'la çarpışmaktan korkarak hiç bir kimse Tâlût'un dâvetine icabet etmedi. Bunun üzerine Tâlût, Şemûyel Aleyhisselâma başvurup onun bu hususta Al­lah'a dua etmesini istedi. Yüce Allah Şemûyel Aleyhisselâma "Allah, Câlût'u filanın oğullarından filanın eliyle öldürecektir! Câlût'u öldürecek olanın alâmeti de şu yağ boynuzu onun başına konulunca içindeki yağ kaynayacaktır! İsa'nın oğlu Câlût'u öldürecek kimsedir! Ben onu senden sonra Halîfe yapacağım.. O davar çobanıdır. İşa'ya söyle oğullarını sana birer birer göstersin!" diye Vahyetti. Bunun üzerine Şemûyel Aleyhisselâm İşa'yı çağırıp kendisine: "Oğullarını bana getirip göster! Yüce Allah oğullarının içinden birisinin eliyle Câlût'u öldüreceğini bana Vahyetti!" dedi. İşa: "Olur ey Allah'ın Peygamberi!" diyerek oğullarından her biri direğe ben­zeyen on ikisini getirip Şemûyel Aleyhisselâma gösterdi. İçlerinde en boylu poslu, güzel yüzlü ve görünüşte en üstünü ve hoşa gider olanı da bulunuyordu. Yağ boynuzu birer birer onların başları üzerine konulduğu halde hiç bir şey görülmedi. Bunun üzerine Yüce Allah Şemûyel Aleyhisselâma; Allah'ın insanları suretlerine, görünüşlerine göre değil kalplerinin iyiliğine ve düzgünlüğüne göre üstün tuttuğunu Vahiy ile bildirdi. Şemûyel Aleyhisselâm İşa'ya: "Senin bunlardan başka oğlun var mı?" diye sordu. İşa: "Yoktur!" dedi. Şemûyel Aleyhisselâm: "Yâ Rab! İşa kendisinin başka oğlu bulunmadığını söylüyor!" dedi. Yüce Allah: "Yalan söylüyor o!" buyurdu. Şemûyel Aleyhisselâm İşa'ya: "Rabbim senin yalan söylediğini bunlardan başka bir oğlun daha bulundu­ğunu bana haber verdi!" dedi. İşa: "Ey Allah'ın Peygamberi! Doğrudur! Benim Dâvud adında bir oğlum daha vardır. Fakat halkın onun kısa boyluluğunu ve çelimsizliğini görmesinden utandı­ğım için koyunlarımı güttürmek üzere kendisini geride bıraktım!" dedi. Şemûyel Aleyhisselâm: "Nerededir o?" diye sordu. İşa: "Filan vadinin filan yerinde filan dağın filan yerindedir." dedi. Şemûyel Aleyhisselâm hemen o tarafa doğru gitti ve onu oradaki vadide buldu. Kendisinin vadide akan sel sularına ve su biriken çukurlara davarları düşür­memek için ikişer ikişer taşıyıp geçirmeğe çalıştığını görünce: "İşte hiç şüphesiz budur o! Hayvanlara böyle acırsa, o insanlara daha çok acır!" dedi. Yağ boynuzunu onun başına koyunca içindeki yağ kaynamağa başladı. Demir Tennûr'un içine girince de vücudu onu doldurdu! Şemûyel Aleyhisselâm; Allah tarafından kendisine verilen Yağ Boynuzu ile de­mirden yapılmış Tennûr'u Tâlût'a gönderdi. Câlût'u öldürecek olan adamınızın başına Yağ boynuzu konulunca içindeki yağ kaynayacak, o yağdan başına sürünecek, süründüğü yağ yüzüne akma­yacaktır. Yağ boynuzu aynı zamanda onun başında bir Taç şeklini alacaktır. Kendisinin vücudu da Tennûr'un içine girince onu dolduracaktır!" dedi. Tâlût; İsrail oğullarını birer birer çağırıp başlarına Yağ boynuzunu koymak ve vücutlarına da Tennûr'u ölçmek suretiyle deneme yaptı ise de onlardan hiç birine uygun gelmedi. Tâlût böylece denemeyi yapıp boşaldıktan sonra Dâvûd Aleyhisselâmın ba­basına: "Senin oğullarından görmediğimiz geride kalmış olan var mı?" diye sordu. Dâvûd Aleyhisselâmın babası: "Evet! Vardır. Oğlum Dâvûd kaldı. Kendisi bize yiyecek getirir." dedi.
Ona ve gönderilen bütün peygamberlere selam olsun…
             
 

Bu yazı 402 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 1 Yorum